Patronların neresindeyiz?
Ben patronların hayatında bir yerimiz olduğunu düşünmedim hiç. hiç bir zaman da bu ucuz söyleme inanmadım. Ne aynı gemideyiz ne aynı ailedeyiz ne de onların umurundayız.
Özetle pandemi zamanı bir işçi olarak hem devlet hem de işverenimce nasıl yalnız bırakıldığımı anlatmak istiyorum. Gazeteci kelimeleri ile cümleler kuramam ama kronolojik sıra ile derdimi anlatmayı çok iyi bilirim. Bu süreci daha iyi anlatabilmek adına sektör ile ilgili aynı zamanda firmaya ilk giriş yaptığım günden itibaren olanları anlatmaya çalışacağım. Hatta biraz bu adına sektör dediğimiz acımasız dünyayı on yıl öncesini de hafifçe anlatarak genel inşaat sektörü algına başka bir perspektif vermek istiyorum. Ama önce son çalıştığım iş yerinden başlayarak ara ara daha önce çalıştığım yerlere referanslarla döneceğim. Kronolojik sıra dediğim halde tam bir tarih anlatısı formunda olmayacak elbette.
2018 yılının Mart ayında 3 ay devam edeceği sözlü olarak bildirilen ve şehir dışında çalışmak üzere kabul ettiğim (Hatay/İskenderun). Bir süre daimi ikametimin olduğu İstanbul'da kalacak, sözleşmenin başlama imalat tarihinde İskenderun'a gidecektim. Bu arada bir önceki işimde de inşaat sektöründe adet olunduğu üzere çıkartılmış ücretsiz sağlık hizmeti alamadığım kadar bir süre işsiz kalmıştım. Tam bu zamanlarda iş görüşmesi yapıp işe başlayacağımı hesaplayarak hafif başlayan idrar yolları enfeksiyonu için doktora gitmedim gidemedim. Çünkü sağlık sigortam yoktu ücretli muayene olup antibiyotikleri de yüksek ücret ödeyerek almalıydım. Bunu söylemekten hiç hoşlanmıyorum ama böyle bir param yoktu. Bahsettiğim hastane özel değil devlet hastanesine gidemedim. Bir eczaneye gidip yine de rica edeyim dedim ilacımı çok iyi biliyordum. Eczane "yasak" dedi. Satamam dedi. Halbuki yıllar önce sürekli üst solunum yolları enfeksiyonu olduğumda; antibiyotik kullanmasam dinlensem geçer mi diye sormuştum aile hekimim olan doktora. Verdiği karşılık öyle saf ve sertti ki. Geçer ama çalışan olduğun için rapor yazamam. Çalışanlara yazılan raporlar özellikle inceleniyormuş. Antibiyotik iç; daha hızlı geçer dedi. O yıl hiç olmadığım kadar enfeksiyon geçirdim. Bir yılda beş kez antibiyotik kullanmak zorunda kaldım. Çalıştığım şartları anlatsam madenciler gibi yıpranma payı almam; erken emekli olmam konusunda hemfikir oluruz. Yerin kırk metre altına cephe asansörü ile iniyorduk. Yerin altında olduğu için hiç güneş görmemişti 66 bin metrekarelik bir alan yukarıdaki katlardan beton döküldükçe ve kürleme için sulandığı zamanlar ya da yağmur yağdığında bütün sular bu en alt kata inerdi. çalıştığımız katta çeşitli pis su gölleri var. Temmuz ayında bile buz gibiydi. İnşaat alanlarının bir diğer klasiği tenhaya pislemektir. Dışkıda hala işlenebilir organik malzeme olduğundan hayal edemeyeceğiniz mantarlar türerdi. Güneş yok yüksek nem var havalandırma hiç yok. Bir küf mantarı daha ne ister ki? Bu büyük metrekareli inşaatta taşeronların birbirlerine kırılması yolu ile müteahhit çok daha zengin olabilirdi. Haftanın altı günü günde on iki saatten fazla çalışıyordum. Çoğu zaman pazar günü de şantiyeye uğramak gerekiyordu. Bunları yazınca bir anda kendi işimin sahibiyim sanabilirsiniz ama değil patron bizim çalıştığımız karanlık pislik nem küf dolu o kata bir kez bile inmedi. Ben pek çok şantiyede çalışan mimar gibi aslında birbirinden çok da farklı olmayan benzer şartlarda çalıştım. o yıl beş kez ağır üst solunum yolları enfeksiyonu geçirdim. Çalıştığım için doktor bana rapor yazmadı. Bu şartlarda çalışmama Hipokrat'la beraber razıydılar. Aslında Hipokrat çoktan ölmüştü. Ne onun de doktorun suçu yoktu. Yel değirmenlerine karşı savaşmanın anlamı çok küçüktü ve umutsuzdu. Bu çalışma koşullarını yine yapa yapa yine yine biz yapıyorduk insani düzeye getiriyorduk. Yaşanabilir şartlara gelen mahaller bizim kullanımımıza kapanıyordu. İşverene teslim ediyorduk ve kışkışlanıyorduk. Tüm işi bitirince de bütünüyle işten atılıyorduk. Mükemmel bir karlılık sistemi değil mi? Çok kısa zamanda et, süt, deri her şeyinden yararlanılan personel iş bitince kapının önüne konuyor. Bunun daha karlı sistemini pandemi de buldular. Yaklaşık iki hafta devam eden enfeksiyon işe başladığım ilk gün idrarda kan ile ağırlaştığını haber verdi. Aynı gün ben hastayım bugün gelemem diyemezdim; işe gittim. Direncim fiziki sınırları aşmıştı ateşim çıktı, sıtma nöbeti başladı gözlerim bulanık görmeye başladı. Zar zor izin aldım yakındaki Kartal Eğitim Araştırma Hastanesine gittim.
Yorumlar
Yorum Gönder