Kayıtlar

Haliç Köprüsü

 Parkta, bahçede, otobüste, minibüste iki kişinin sohbetini dinlemeyi severim. İki kişilik sohbetler samimidir. Gizli bir şeyler söylenir bazen kendine yakın birini canlandırır herkes iki kişilik sohbetlerde. Mütecessis bir edayla değil ama çok severim bu konuşmaları dinlemeyi. Etraftaki diğer herkes hiç kimsedir. Bir daha karşılaşmayacağımız için herkes diğerini yok sayar. Çok da uzatmadan mevzuya girmekte fayda var ben hep sağa sola çok dağılıyorum.  Metrobüste arka koltukta saçının, yüzünün yansımasını, gündüz olduğundan sadece siluet halinde gördüğüm iki kadının konuşmasını dinliyorum. Konuşmanın en acılı tarafına denk gelmişiz Haliç köprüsünde. -Köprüleri ve barajları çok severdi. Hatta garip gelecek belki ama ben çok iyi anlıyorum neyi sevdiğini depremleri ve selleri de severdi. Ben de severim. şimdi bunu anlatmayayım ama sonra sağa sola çok dağılıyorum. - Anlat ya çok yolumuz var daha. Metrobüsteyiz oturuyoruz. Bir hayali yaşıyoruz.  - Köprüler ve barajlar; depreml...

Yeni KatılMAyan Arkadaşımız Sinus Eğrisi. Hoş geldin.

 Hayalini kurmaktan, içimde kendi kendime yazıp silmekten yaklaşık iki yıl sonra vazgeçtim. kendim için oluşturulduğum acil durum supaplarını başkaları için terk etmiştim. Beni İstanbul'dan Ankara mesafesine götürecek kadar buhar gücüne sahip içimdeki öfke ve diğer bütün boktan duyguların karışımı şimdi ne oldu damarlarımda resirküle ettiğim, yapı taşıma kattığım öfke ve boktan duygular  geliyor ayın özel olmayan herhangi bir günü ve hatta günleri, damarımdan basınçla fışkırıp evimin yaklaşık 140m³lük hacmini tamamen doldurup kumaş ve bilumum likit emebilen malzeme dolgunluğa ulaştıktan sonra pencerelerden kapılardan ve hatta yalıtımı iyi yapılmamış hatta ve hatta giderden sinsice değil yüksek debi ile öfke seli olup halka karışıyor.  Koyu bordo mora dönük kıvamı, basıncına göre oldukça yüksek. koyu kıvamlı, basınç yüksek olunca kıvam düşer.  Bu ne yoğunluk. İşte o zaman likit haldeyim akışkan akışkan ve her girdiğim kabın şeklini alarak değil kabı stres noktalarında...

Kelebekli Bauhause

Merhaba  Merhaba demeyi h harfi yüzünden severim. H sıcak naif bir bir harf bunu daha önce de söyledim. hatta senden önce de mahlep için bile söylendi o laflar. ama yine de özel hissetmen için sana kartpostal hikayesini anlatayım: O akşam içimden bir şey yazmak geldi kaç zamandır gelmiyordu. Sana yazayım istedim. Bir şeyler aradım kartpostal çokça olan bir şey değil her zaman herkesin elinin altında olan bir şey değil gibi geldi. Yeşil kutudan sevdiklerim kuşlar ve bitkiler kartpostallarından bir tanesini çektim bilinçsiz yani kura çeker gibi hangisinin hangisi olduğunu bilmeksizin bilinçsiz elbetteki bilincim yerindeydi tastamam çiçek geldi. Neyse dedim. Her ikisini seviyorum ama demek ki aklımda daha çok kuş varmış. Kadere müdahale etmedim bazen insan rolümü seviyorum bazen tanrı olmaktan vazgeçmiyorum. Bu sefer insanlığı seçtim. Kalemim de kıymetlidir. Hangi kalemle yazacağım mutlaka belli olmalı elim ona alışık olmalı kağıtta benden habersiz oraya buraya kaçmamalı. Bileklerim...

Kaçış

 2010 yılından beri yazdığım bu blog sayfasını terk ediyorum. 

İletişim kirliliği aslında vıcıklığı

 Ben bizim yazılı iletişime uygun olmadığımızı düşünürken başımıza gelene bak. Whatsapp gibi her tarafı parmak bir mütecaviz aplikasyon girdi hayatımıza. Benim hayatımı bok ediyor. Bir gün özellikle kontrol ettim başkaları alenen zamanımı çalıyor. Bir de işsiz olmak ve evde yalnız olmak ile sürekli herkese anında cevap verme zorunluluğu getiriyor. Tek kaçış yolum uyku. ya da 15-20 dakikalık bir ara vermek istersen duş olabilir ya da duş yalanı. Çünkü telefon bana yapışık olmak zorunda ya da ben telefona yapışmasam başıma bir şey gelmiştir.  Daha vahimi ne biliyor musunuz beni birileri taciz etmese ben rahatsız oluyorum. Biriyle iletişim halinde olmasam eksik bir şeyler kaldı sanki bir şeyleri unutmuşum gibi geliyor. ilk çıktığı zaman bu meret bilmiştim bişileri bok edeceğini etti de zaten. burnumun içine girdi milletin fotoğrafları videoları. Aşkların tüketim devri nedeniyle böyle kısa ve gelip geçici olduğu iddiasını biraz genişleteceğim. Zamanımız olmadığını da söylüyorum am...

Sömestr

 avucumun içinde sık sık terden el sıvısından basınçtan bok olmuş kağıt gibi aklım sıktım sıktım aklımı sustum sustum bok oldum. bütünüyle bir boka dönüştüm. geçmeyen ağrı geçmiyor. adı geçmeyen bir ağrı geçemez. önce adı geçmeli. hep düğümlenmese adı geçerdi. içim hep zehir oldu zehir de mayalı bişi galiba üredikçe ürüyor. Ağlarken dikkatimi dağıtıyor tuzlu gözyaşı komik geliyor göz suyu. el sıvısı gibi değil daha da tuzlu yediğim cipsin tadından çok daha rafine sodyum glutamat gibi komik ve gerisini isteten bir bir tat. Aklımda bin türlü yazı malzemesi var, dönüyor. oradan oraya bağlanıyor. biri diğerini bastırıyor biri beni utandırıyor. diğeri saklanma yöntemi söylüyor. benim kontrolüm bende değil. Bilinçaltı ile içgüdü üzerine bişi mi yazacaktım. Kurtla köpek mi. neydi o. çember çember çember. yazdım yazdım silmedim de öyle durdu. Yar ola. Aklımın akışını bir şarkı bozuyorsa benim kontrolüm nasıl bendedir. Bende değildir. Aklım da bende değildir. Kontrolü de bende değildir. Her...

Kırmızı ve Mavi / Likit ve Solid

 Önce bıçağı aldım elime  sonra kesme tahtasını.  Gönlüm hep bambudan yanaydı.  Akrilik ya da plastikleri sevmedim hiç. Parçalayacağım gönlüm olunca  gönlümdekini seçmem gerekirdi.  Yerinden çıkarıp bambunun üzerine,  Mavi saplı bıçak ile  Biraz da kör bir bıçaktır  Mavi ile vıcık vıcık kanlı gönül  Sıcak, kanın akmasına bile izin vermiyor  ve kırmızı kalamıyor kan uzun süre  Kahverengi oluyor  Aşk da öyle taze tüketilmesi gerekiyor  Taze kalamıyor taze saklanamıyor Gönlüme gerek yoktu Gönülsüzce bıraktım onu