WikiTR

 27.01. 2026 Wiki                                                                                                             TR 


Ne de olsa kimse okumayacak okuyacak olan olursa da hoş ve çok kısa ve hatta pek de emek gerektirmeyen bir şifre çözme macerası olur. Yıllar önce AutoCAD uzayına Satürn çizmek gibi. Uzayda bir yerde layoutta değil. O zaman sonsuz satürnlerimle siz uğraşın. Aslında bazı arkadaşlarıma sorup kontrol etmeye çalışmıştım ama olmamış demek ki bir şekilde keşiş moduna ya da sınırına veya sınırının da ötesine geçmişim. 80lerde doğdum 90larda büyüdüm 2binlerde gençtim ve hatta çalışmaya başladım. Ben zamanımı yalnız, internetsiz, telefonsuz geçirdim cicim sizin kadar ırgalamaz beni. Böyle analı babalı kişisel hikayeler anlatmaktan da nefret ederim dinlemek de bana mutsuz her zaman gergin aile olamamış ailemi hatırlatıyor. Şimdi bile  sovyetler birliği sonrası dağılan devletler gibi her biri başka bir tarafa savrulmuş 7 devlet. Bir tanesi 2008de öldü. Ne ayıp ve acı ki ölmesini beklediğimiz. 

Sürdürülebilirlik ulan zaten benim görmediğim kıtlık acı yok ki ben zaten survival mode on yaşadım. sistematik fiziksel işkence dışında yaşamadığım hiç bir eziyet yok. bu kadar da iddialıyım. Aç kaldım, fiziksel şiddet gördüm, psikolojik şiddet gördüm, çalışıp kazandığım paraya bile kondu. İhlal görmediğim kategori yok. Hürriyetten alı koyma bunun üzerine gerçekten uzun uzun detaylı düşündüm şimdi buraya yazmaktan çekindiğim kategori de dahil her türlü pislikle karşılaştım. Çocukken çocuk baktım çocukken yaşlı baktım sakat baktım. Sizlerin pembe götlerinin hayal bile edemeyeceği dudağınızın uçuklayıcı şeyler oldu. 20 iran filmi gücünde geçmişim var. Sürdürülebilir bebeler reşit değilken evden atıldığımda Deutche marklarımı alıp gitmem gerekti.  O kadar sikimde değil ki. 


Araştırmamızın ilk basamağı nereden başlayacağımız sorusu. İlk kendi hayatını devam ettirmekten başlayacaksın yavrum. Yaşamanı sürdürebiliyorsan ilk sürdürme görevini başarı ile gerçekleştirdin demektir. İkinci aşamada bir de sen sürdürülmesen dünya daha mı rahat edecek sorusu. Soruları sorarken her zaman başa dönme problemi vardır. Zaten Cycle baba cycle baba söyle bana. 2017’de aniden gelen yaşamı bir şekilde matematiksel olarak yazma maymunluğu ile tekrar ve değişimdir deyip buna tutuldum. Bir gaflet anında birine sordum. Sence nasıl bir özet her şeyi kapsayabilir diye. Tabii ki büyük bir hataydı. Bugünkü gibi omurilikten konuşmanın pişmanlığı. Bu kadar içine kapanık olamazsın. Bunu bir lüks olarak gördüğüm için kendi kendime tribe girmeye izin verdim. Gülümsemedim artık. Eskisi gibi duygularımın elinde bir kukla olmak iyi de geldi. İplerimi suçlamak çok kolay çünkü. 

Test ettim mi? Ettim canım; etmem mi hiç? Duvarlar, evdeki mandolin, çoklu priz, elips ayna, IC’den evlat edindiğim bitkiler, kırmızı sıcak su torbası ile test ettim. Hepsi telefonlarını bırakıp azıcık daha başka bir hayata hazır olduklarını söylediler. Mandolin Nokia 5110 telefonu yere çaldı artık yogaya başlıyorum dedi. Tibete bilet bakıyor ama internet kafeden giriyor Skyscaner’a. Ara sıra sikicem böyle işi dediği duyulsa da arkadaşım diye demiyorum pek sözünün eri bir enstrüman bireydir. diğeri ile ayrıntılı olmasa da verileri buraya dökmek boynumuzun borcu olduğundan çoklu prix sony ericson kullanıyordu kurtulcam bu aptal telefondan enerjimi drain eyledi diye isyan etti. aralarında sugar dady ilişikisi var çünkü. Sony onu ciddi sömürüyor. Telefonu sokağa attı. Sony Ericson hemen Linz’den eldery meldery demeden yaşlı bir birey buldu. Seviyorlar dumb phone iyi ki sokağa atıldım diyordu hem bataryam sıcaktansa soğuya daha meftun dedi. Elips ayna Motorola kullanıyor istiridye kapak mutlaka Judoda bir ismi olan çevik bir hareketle dirsek darbesi ile istiridyeyi ikiye ayırdı. sonra pencereden uçan halı gibi çıkıp gitti. Şimdilerde Hauptplatz 6daki mütecessis kameranın karşısında duruyor güneşli günlerde kameranın gözü gözüne ışık ışınlarını sokuyormuş. Agresifleşti yani. IC’den evlat edindiğim bitkiler az akıllı telefon blackberry kullanıyordu WAP’lı falan ama türdaşlık falan hoşlarına gitmişti. Buna nepotizm dememek lazım. Herkes ilk başta topluluğunu bulur. Birey toplumsuz olmuyor. Ne garip değil mi? Tek başına insan bile insan değil. Benim gibi ayrıksı değilse bulur. Her neyse Bizim evlatlıklar analog dünyaya köklerine dönmeye karar verdiler şamanik bişiler peşinde koşuyorlarmış. deli deli kafalar yaşatan bir çay işini girmişler önlerine gelen her kerizi silkeliyorlar. Son olarak kırmızı sıcak su torbası Itel lt2166 telefonunu içine attı. İçinde su vardı tahmin edersiniz ve hatta sıcak su. Telefon uzun süre dayandı kaderinde ıstakoz gibi haşlanmak var imiş. Can mı verdi batarya mı yaktı balata mı sıyırdı hepsi mi bir arada bilmiyoruz. Cep telefonlarına otopsi yapılmıyor. Hayvanlara da yapılmıyor sessizce ölüyorlar ölüleri de boş bir sandık gibi ya da sandık değil de kirli bir elbise gibi çöpe atılıyor. Genelde, çoğunlukla şimdi bana aptal saptal örneklerle gelmeyin hayvan mezarlıkları petler falan zart zurt. Sivrisinekler kefensiz gidiyor işte. SOn olarak demiştim duvarları unuttum sanıyorsunuz ama duvarların dili olsa da konuşsa. Onlar LinkedIn’de “opentowork” sarmışlar yusyuvarlak suratlarına neden kimse bilmiyor. 

Bak şimdi özellikle akşam üzeri gelen dayaklık olma modu hala açık olduğundan kendime hakim olamıyorum zıp zıp zıplıyor ışıl ışıl nöronlar amk. Lazım olsa evde yoksunuz şimdi getirdin beni attın her yaldır yaldır gündüz vakti ışığı yanan balkonlara. Şimdi siz o zamanlar muhtemelen bir arının götünde polen, rafine şekerin herhangi bir karbonu, magnezyumunuz bir bilardo salonundaydı. El netice henüz atomlarınız dağınık ve ahenk içinde değildi. Tüm yapı taşlarınızı sayamam. temelde carbonlu bir birleşik kocaman bir artı (+) pek çok mikroorganizma ile mücehhez organizmanız bir hidrokarbon zinciri. Bazen bir araya gelip sizin benim gibi dallamaları oluşturuyor. Her neyse neyse. O zamanlarda Altın Rehber isimli telefon rehberi vardı. Hollywood filmlerinde aradıkları isimleri rehberden bulup o sayfaları koparıp adreslerine gidiyorlardı hani. O zaman kişisel verileri koruma ve yaşatma dernekleri yoktu. İnsanlar severdi numaralarını rehberde görmekten ve hatta işletme sahipleri reklam verirdi. AA bir saniye sanki bir şeye çok benziyor. Bütün datamızı aldıkları sağa sola sattıkları para kazandıkları ve yine bize reklam gösterdikleri. Neyse bir an başka bir evrene immerse oldum yeminle. Ne alaka canım data güvenliği çok önemli artık kimse sizin adınızı rehbere yazıp herkese gösteremez ama onun sizin bile haberiniz olmayan şekilde veriniz meriniz neyiniz varsa hepsini satarlar. Siz de sevdiklerimi likelıyorum mavalı ile sabaha kadar scroll. Scroll anacağım scroll ellerin dert görmesin. Sonsuz parşömenin sonunu göresin. Yine çok uzağına düşmeye başladım. Parlak nöronlarıma geri dönüyorum Nöromarketing. Yaşadığımız yerde yakınlarda pek çok apartman vardı bazılarının balkon ışıkları gündüz vakti açık olabiliyordu. Biz böyle bir israfa kayıtsız kalamayız tabii. Altın rehberi alıyorduk. Adresten de tarama yapmak zor da olsa mümkündü ihtimalleri 4 ya da 2 ye indirebilirdiniz. Bir katta 2 ya da en çok 4 daire vardı çünkü. İhtimalleriniz ve telefon numaralarınız hazırsa bakır kablolu döner numaralı değil tuşlu telefonuzdan aramamızı yapıyoruz. Bu etkinlik tek başınıza da sizi eğlendirebilir ya da kardeşiniz varsa çağırın hatta ekipler halinde çalışmak da işe yarayabilir. bir gözlemci bir yazıcı bir de arayıcı. Aradınız. Telefonu açtı biri derdinizi hemen nazikçe anlatıp gereğinin yapılıp yapılmadığını görmek müthiş bir tatmin. Bazen teşekkür etmeyen ayılar çıkabilirdi ama kimse en benim numaramı nerden buldun demezdi. İşte enerjileri bu şekilde save ettik biz. Böyle bir kez nostaljiye bulandın mı kurtulmak mümkün değildir. Deniz gibi ben bir anda atlarım soğuk denize severim de soğuk denizleri. Ya da bütün denizleri. Gelecek sefer cyborg bir yunus olarak gelip insanlara pandik atmayı planlıyorum. Pek çok şeyden tasarruf ettik mesela satranç oynuyorduk ama satranç tahtamız yoktu. Bazen taşlar da eksikti ama hatta bazen sağdan soldan topladığımız siyah beyaz taşlarla zemine çizdiğimiz yamuk yumuk gridte satranç oynadık o zamanlar Stefan Zweig daha fazla dayanamacağım bu dünyanın derdine deyip zaten terk etmiş dünyayı. Dünya bu savaşlardan sonra tekrar iyiliğin güzelliğin var olduğu bir yer olmaz diye düşünmüş ve gitmeye karar vermiş. Hem de Amerikada yani kıta olan Amerikada. her neyse bakalım başka nerelerde nelerden tasarruf etmişiz. Basketbol potamız olmadan basketbol oynarken oldukça çevreci davrandık ve hatta topumuz da yoktu. Bir cips markası 1000 puan toplarsanız ve getirirseniz üzerinde bizim lanet markamızın olduğu en boktan topu veririz demişti. Kendimizi buna adadık. Cipsler yendi sokaklardan toplandı. 1000 puan toplamak çok zordu bazı başka çocuklara da söz vermek zorunda kaldık. Basketbol topuna ikna etmek durumundaydık çünkü bazıları futbol topu istiyordu. ittifaklar kuruldu bisikletlere binildi yakın çöplükler araştırıldı. 1000 puan çoktu. O gün 1000 sayısını anladım. Bazı cips paketleri 5 puan olmasına rağmen yetmedi. Sonra bir gün oldu. Basketbol topumuzu aldık. Çok uzun sürdüremedik top dandikti iç kauçuk balon patladı. Kafası şişmiş gibi bir yumruk çıktı bir köşesinde topun. Sektirmek imkansız olmuştu. Bir şeye yatırım yaptık güçlerimizi birleştirdik projemizi yaptık. Pek de güzel oldu. Bu arada yaşadığım şehirde basketbol topu satan bir dükkan yoktu. Internetten alışveriş de yoktu. Bunlarını hepsi enerji tasarrufu işte makarna yedik çöp topladık bisiklete bindik topumuzu aldık oyandık patladı. Bazen evdeki hiçbir kitap çekici gelmiyordu o zamanlar da en iyisi ansiklopedi karıştırmaktı. Kağıt wikipedialar. Onlar da gazetelerin kuponla verdiği kallavi kitaplardı. Yine şuraya yazalım yaşadığım şehirde kitapçı yoktu. Internetten sipariş diye bir şey yoktu. Sonra bir ara savaş başladı. Sizin bildiğiniz Suriye savaşı değil Körfez savaşı başladı. akşamları uçaklar bombalar endişesi ile karartma perdeleri ve mum alındı eve. bol miktarda. Ben ilkokula yeni başlamıştım neyse ki okuma kısmını halletmiştim. Akşamları o kalın perdeleri kapatıp mum yakıyorduk ölmemek için yani hayatımızı devam ettirmeye çalışıyorduk. Oldukça sustainable şekilde. Scrolling yine yoktu. Kimyasal silah kullanılırsa Mardindekiler ölüyordu tahminlere göre. Babam devlet memuru anneme down sendromlu bacağı sakat olan halamı 9 yaşında olan ablam 6 yaşında olan ben ve 4 yaşında olan kardeşimi alıp Ankara’ya otobüsle gitmemizi söyledi. O gece kavga çıktı babam defol git dedi anneme. Annem de gururda dünya markası olduğu için bu gece çocuklarımla kalcam sabah gidecem dedi. Sabah 6da bizim yalvarmamıza rağmen gitti. Bir gün sonra babam bizi şizofren teyzesine götürdü ve bıraktı.Ankaraya.  Orada her şeyden tasarruf ettik; anneden babadan yıkanmaktan bile tasarruf ettik. Alaturka tuvalete doğru kafamızı uzattırıp sadece saçımızı yıkıyordu ve sadece buna izin veriyordu teyze. Hasta olmamızdan korkuyordu. Beyaz lahana ve arko krem günlerimiz başladı ben her gün suratıma arko krem sürüyordum. Hiç oyuncağımız yoktu kağıtlardan bebekler oyuncaklar kestik, origamiler yaptık. Vehbiye teyze şizofrendi gece oyuncaklarımızı atıyordu. Kutsal kase gündüz yatak odasında gece de oturma odasına taşıyordu değersiz porselen bir kase. bazı ritüelleri vardı. Bize sürekli başına gelen acıklı şeyleri anlatıyordu. Ziyarete gelenlere bu çocukların anneleri babaları savaşta diyordu. Kapuska yemekten nefret ediyorduk. Çok ucuz olduğu için sürekli kapuska pişiyordu evde. Günde 1 saat televizyon izleme hakkımız vardı. Ben zaten yeni okuma öğrenmiştim ve okulu terk ettim 3 ay boyunca çünkü Irak, Kuveyti işgal etmeye karar vermişti. Bir gün annemi aradık çünkü o zamanlar bütün telefonları aklımızdaydı. Vehbiye aramamıza izin verdi. Biz bir şekilde 9-6-4 yaşındaki çocuklar müzakere ederek şehirlerarası arama yapmaya izin aldık. Kimse konuşamadı telefonda hereks ağladı. her şey çok tasarrufluydu ama akşamları televizyondan bombaları izliyorduk. Cep telefonumuz internetimiz olmadığı gibi telefonumuz da yoktu. Her şeyden bol miktarda tasarruf ettik ve hayattaydık. Sonra bir de bunlardan önce Türkiyede iç savaşımsı bişiler oluyordu   Pencerelerin olmadığı koridorda uyuyorduk. Roketatar mermisi girmesi girerse pencereden biraz sağlam kalalım diye. Pencerenin önünden geçen roketatar mermisi gördüm. Aydınlatma fişeği gördüm. birilerini arıyorladı. bazı ıssız tepelerde çok kez ateş ettiler belki de birileri öldü. O ıssız antropojen bozkırlarda hikinglere çıkardık. kurtların parçaladığı eşek, değişik değişik renkli allı güllü kuşlar yaban tavşanları bir sürü diken türü. Yine scrolling yok. Sonra bizim harika bir güç antremanımız vardı şimdi ağır bişi kaldırınca aman pek de güçlüsün diyorlar. Çocuk yaşta başlarsanız güç antremanlarına oluyor demek ki. beşinci katta bir apartman dairesinde oturuyorduk ve musluktan 10 günde bir su akıyordu hatta o zaman da akmıyordu. Bidonlarla bahçedeki depodan taşıyorduk. Yani yaklaşık 10kg ile 5 kat çık sonra in 10-15 tekrar. Bu ve buna benzer güç antremanları bazı çıtıpıtı hanımhanımcık erkek bebelerden bile kas ve direnç bakımından güçlü olmama sebep oldu. Yani herhangi ekstra spor yapmama gerek olmadı. Bu da büyük bir tasarruf. Bu antremanı yıllarca sürdürdük. Hala benimle bu konuda konuşmak isteyen var mı? 

Zamanın sonsuz olduğu bazı çocukluk günlerimizde çocuk gibi takıldığımız da oldu. Karıncalara eğlence parkı inşa ettim. Fena mı? Bazı ağaçları aşıladım. Bir tanesi zeytin verdi mesela. Akasya çiçeklerini yedim abur cubur yerine. Küçücük beynimde bahçede hiçbir şeye ihtiyaç duymadan ne kadar yaşayabilirim diye düşünüyordum. Akasya yerim, hülhüleyya, çamın, göknarın, hem tadı güzel değildi hem de iğne yapraklı bişi yemek saçmaydı. Dut ağaçlarının büyümesini bekliyordum. çocukların belli aptallıklara kollektif tutulmaları olur. Bir dönem çamurdan pasta yapmaya tutulmuştuk. çamur çikolata oluyordu üzerine de kalkerli bir taştan pudra şekeri yapıyorduk. Dizayn etmek ve regüle etmekle kafayı bozduğum bir dönem on metrelerce kalkerli taşla çizgi çizmiş bisikletler için her iki apartmanın bahçesinde gidiş geliş kontrollü geçiş kavşak falan yapmıştım. Mardinde bisikletiniz varsa kaderi çalınmak olacak bu şaşmaz. bisikletleri kilitli bir depoda tutuyorduk. Aynı yerde güvercinler de yaşıyordu. Bizim evcil güvercinlerimiz. güvercinler de köpeklerin kakaya çıkması gibi çıkıp uçmaları gerekiyor. Ben çıkarıp uçurup geri getirmeyi biliyorum. Güvercin çobanlığı. Ne fark eder ki şu an bir kavanozun içinde yaşıyorum. Güvercinler de yüzüme bakmıyor. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

AltStadt & Fagus

Katırtırnağı

İtin Götü