eteğimdeki taşlar, ters durunca kafama çalındı


 Yine yazmadan geçemeyeceğim. Akşam yürüyüşe çıktım. 2 günü yatağa bağlı geçirdiğim için bugün çıkmam gerekti. 2 günlük orta-hafif bir atak geçirdim. Esasen cuma günü partiye gitmesem sigara dumanında kalmasam muhtemelen bu atak da olmayacaktı. Her neyse en azından görece su içebildiğim, ilaç alabildiğim - fakat atağı geçirmedi- nisbeten daha az mide bulantılı yemek yiyebildiğim bir atak geçirdim. genel olarak beynim 250 ile giderken frene basılmış gibi değildi. Yavaşlamıştı 250 ile giderken 60 lara düştü gibi. Sıfırlamadı yani. Yine de normal performansının altında çalışıyordu. Ağlama krizlerim olmadı. Nedensiz ağlama krizleri oluyordu bedenim bu anlamsız duruma garip tepkiler veriyordu. Bu sefer sürekli gözlerim yaşardı yine uyudum ama uyurken kabus görmedim. Ateşim yine çıktı ama kabus gördürecek kadar değil. Aksine uyurken tamamen bir boşluk içine girmiş gibi "yok zamanı” yaşıyor gibiydim. İki uyku arasında da büyük bir uçurum olmuyordu 1 saat içinde yeniden uykuya geçiyordum. Uykularım uyuşturucu etkisi veriyordu. Ani bir şekilde içine yuvarlanmak gibi. Telefona bakabildim insanlara cevap verdim uyanık olduğum zamanlarda. Bazen de kafamda yazacağım şeyler döndü durdu pek çok kişiyle hayali diyaloglar kurdum. Rüyalar da hiç bilmem ama saykedelik madde almışım gibi birbirine dönüşen ilk başladığı şey ile alakası olmayan bir şekilde ilerliyordu. Yani bir tilki le başlayıp bir komodin ile bitiyor gibiydi. Konseptler, kavramlar da takip edemediğim bir yere varıyordu. beynim hızlı hızlı bir şeyler gösterip beni hipnotize ediyor gibiydi. Bu kısmı bitirme zamanı geldi. Daha fazla migrenle ilgili içerik için bla bla bla.

Bugün bu memleketin Uhrfahr'ına geçtim. yürürken köprü aldı beni karşıya geçirdi. Bir ara çok güzel oldu pataküte bir yağmur başladı. Öyle güzel ki müzikten vazgeçip yağmurun Tuna’ya çarpmasını dinledim. Çarpma derken çarp çurp bir ses çıkmıyor. Ahenkle yağıyor tabii. Çıtı çıtı ama mükemmel bir uyumla. Bir de sanırım karatavukların kavga saatiydi önce yani yağmurdan da önce yağmur öncesi telaşlılar sandım. Ağaçlarda kuşlar uçuşuyor tüyler ağaç dalları yapraklar dökülüyor çığlık kargaşa bitmiyordu. Yağmur başladı hala kargaşa bitmedi. Demek ki yağmur değil topluluk içinde bir huzursuzluk vardı. Ben de radyo istasyonunu değiştirdim. Spotify, Youtube hiç bir şey yok artık. Radio Garden var. Pariste bir radyoda durdum. Yağmurla doğaçlama caz iyi gitti. Parisin imgesi güzel; İstanbul’un imgesinin güzelliği gibi. Parisin imgesi güzel demeye cesaret edecek kimler var acaba. Bu iki şehir kocaman şehir çapında bir elektrikli süpürgeye ihtiyacı var. İstanbulun toz hanesi çok çok büyük olan birine ihtiyacı olduğu kesin. Sadece tozları vakumlayan bir mekanizma değil bu binaları bazı yolları, elektrik direklerini bazı insanları- başka şehirlere dağıtmak üzere başka bir hazneye atalım- hüpletse güzel olur. Artık şehirleri sevmiyorum. Şehir sevgisi bitti bende. İnsanların şehirler inşaa etmesi güzel hala. Sistemlere bayılıyorum. Petri kabında bakteriler belli ortam şartları uygunken çoğalır çoğalır sonra bir tepe noktası vardır orada artık küçülmeye gitmesi gerekir topluluğun. Şehirler de bu petri kapları gibi. Birileri ölmek zorunda değil ama yaşamak zorlaşıyor. Kiralar artıyor avuç içi kadar dairelerde mutluluk arıyoruz. İnsan habitatı kaç metrekare düşünmüyoruz. Bu da bizim kurduğumuz sisteme dahil ya da sisteme dahil. 

Burayı sevgili günlük moduna alıp şunu da yazayım ilk defa yazayım incilerim dökülmez. Coolluğum zarar görmez. Biriyle tanıştım; yeniden birini merak edeceğimi düşünmüyordum neşesini mücadelesini sevdim. Zeka parıltısını sevdim. Benim sosyal kabızlığım dil kültür bariyerleri merak etmeme bile ket vuruyor. Beni hızla anlamasını sevdim. "Her Şeyden Korkan Çocuğu” okudum Almanca kitap çünkü çocuk kitabı anlayabileceğim hatta kimsenin yardımı olmadan ya da sözlük falan işte yardımı olmadan anlayabileceğim bir şey değil hala. O benmişim. O, çocuk benmişim öyle dedi. Kitabın sonuna kadar gelemedim. Her şeyden korkan ama sonra hepsinin üstesinden gelen bir çocuk olabilir. Yine de ben değilim. Benim benekli muzdan korkum geçmiyor. Sadece bastırıyorum sanırım. Kendi üzerimdeki kontrolümden de yoruldum. Elimde bir Joy stickle kendi zihnimi bedenimi opere ediyorum. Robotluk moduma geri dönmek umuduyla. İnsanı merakımı unutmak bir kenara bırakmak. Belki de gereksiz duygusallaştım ve kurdum durdum. Buranın gereği de buydu zaten. Görevini yerine getirsin bari. 

Fransızca öğrenmeye başlıyorum. Kırık dökük bir dilim daha olsun :)

Sesime yakıştı ama asla o kadar hızlı konuşamayacağım kesin.

eteğimdeki taşlar isimli bölüme burada son verelim. Bisous  


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

WikiTR

Açıldı yollar