eteğimdeki taşlar, ters durunca kafama çalındı
Bugün bu memleketin Uhrfahr'ına geçtim. yürürken köprü aldı beni karşıya geçirdi. Bir ara çok güzel oldu pataküte bir yağmur başladı. Öyle güzel ki müzikten vazgeçip yağmurun Tuna’ya çarpmasını dinledim. Çarpma derken çarp çurp bir ses çıkmıyor. Ahenkle yağıyor tabii. Çıtı çıtı ama mükemmel bir uyumla. Bir de sanırım karatavukların kavga saatiydi önce yani yağmurdan da önce yağmur öncesi telaşlılar sandım. Ağaçlarda kuşlar uçuşuyor tüyler ağaç dalları yapraklar dökülüyor çığlık kargaşa bitmiyordu. Yağmur başladı hala kargaşa bitmedi. Demek ki yağmur değil topluluk içinde bir huzursuzluk vardı. Ben de radyo istasyonunu değiştirdim. Spotify, Youtube hiç bir şey yok artık. Radio Garden var. Pariste bir radyoda durdum. Yağmurla doğaçlama caz iyi gitti. Parisin imgesi güzel; İstanbul’un imgesinin güzelliği gibi. Parisin imgesi güzel demeye cesaret edecek kimler var acaba. Bu iki şehir kocaman şehir çapında bir elektrikli süpürgeye ihtiyacı var. İstanbulun toz hanesi çok çok büyük olan birine ihtiyacı olduğu kesin. Sadece tozları vakumlayan bir mekanizma değil bu binaları bazı yolları, elektrik direklerini bazı insanları- başka şehirlere dağıtmak üzere başka bir hazneye atalım- hüpletse güzel olur. Artık şehirleri sevmiyorum. Şehir sevgisi bitti bende. İnsanların şehirler inşaa etmesi güzel hala. Sistemlere bayılıyorum. Petri kabında bakteriler belli ortam şartları uygunken çoğalır çoğalır sonra bir tepe noktası vardır orada artık küçülmeye gitmesi gerekir topluluğun. Şehirler de bu petri kapları gibi. Birileri ölmek zorunda değil ama yaşamak zorlaşıyor. Kiralar artıyor avuç içi kadar dairelerde mutluluk arıyoruz. İnsan habitatı kaç metrekare düşünmüyoruz. Bu da bizim kurduğumuz sisteme dahil ya da sisteme dahil.
Burayı sevgili günlük moduna alıp şunu da yazayım ilk defa yazayım incilerim dökülmez. Coolluğum zarar görmez. Biriyle tanıştım; yeniden birini merak edeceğimi düşünmüyordum neşesini mücadelesini sevdim. Zeka parıltısını sevdim. Benim sosyal kabızlığım dil kültür bariyerleri merak etmeme bile ket vuruyor. Beni hızla anlamasını sevdim. "Her Şeyden Korkan Çocuğu” okudum Almanca kitap çünkü çocuk kitabı anlayabileceğim hatta kimsenin yardımı olmadan ya da sözlük falan işte yardımı olmadan anlayabileceğim bir şey değil hala. O benmişim. O, çocuk benmişim öyle dedi. Kitabın sonuna kadar gelemedim. Her şeyden korkan ama sonra hepsinin üstesinden gelen bir çocuk olabilir. Yine de ben değilim. Benim benekli muzdan korkum geçmiyor. Sadece bastırıyorum sanırım. Kendi üzerimdeki kontrolümden de yoruldum. Elimde bir Joy stickle kendi zihnimi bedenimi opere ediyorum. Robotluk moduma geri dönmek umuduyla. İnsanı merakımı unutmak bir kenara bırakmak. Belki de gereksiz duygusallaştım ve kurdum durdum. Buranın gereği de buydu zaten. Görevini yerine getirsin bari.
Fransızca öğrenmeye başlıyorum. Kırık dökük bir dilim daha olsun :)
Sesime yakıştı ama asla o kadar hızlı konuşamayacağım kesin.
eteğimdeki taşlar isimli bölüme burada son verelim. Bisous
Yorumlar
Yorum Gönder