Kahverengi Yayın Balığı
13.03.14
Bugün doğum günüm otuz yaşıma bastım, girdim otuz oldum
bugün resmen otuz yaşındayım. Sabah saat 7 olmadan uyandım heyecanla değil.
Telefonda 3 mesaj vardı Hasan Serkan İpek'ten hepsi içtenlikle yazılmış mesajlar.
Sonra giyindim hiç özenesim gelmedi saçıma başıma üstüme giysime her zaman
giydiklerimden giydim çıktım. Otobüs bekle bekle sonunda geldi. Hala otobüse biniyorum.
Toplu taşıma araçlarına binmekte üzülecek bir durum yok elbette ama hala araba
kullanamıyorum. Eksiklik işte biri bana anahtar verse al bu arabayı git şuraya
dese gidemem. Acizlik işte acizlik başka ne olabilir ki beni üzen kendimi
gereksiz yerden yere vurduran. Günün devamı otobüs beklemekle geçmedi elbette
otobüse bindim ilk kez sıranın başında ben vardım. Otobüse ilk ben bindim.
Üsküdar benim için hep yabancı olacağım bir yer gibi geliyor. Orada bekâra ve
öğrenciye yer yok gibi herkesin kapalı karısı ve beyaz cipi var gibi. Ben
ailesi olmayan yalnız ve bekâr biriyim. Otobüstekiler de zaten orta yaşlı tek tük genç var ama göze batan gençler yok. Yaşı küçük ama genç olma ile ilgili bir alakaları
yok. Otobüs demişken bir önceki akşam eve dönerken yine otobüse bindim
Altunizade’den ön kapıya yakın koltuklarda oturan kadınlar hükümet burs almak
ve cemaat gibi kelimelerin geçtiği cümlelerle iki yabancı konuşması yapıyordu.
Otobüslerde iki yabancı konuşmasına çok rastlarsınız birbirlerinin tanıyıp
tanımadıkları konuşmalarından anlarsınız. Konuşmanın içeriğinden değil de
tavırlardan bir yabancıyla konuşulduğu anlaşılır. Ne bileyim ben anlıyorum
sanıyorum ya da. Hep sanıyorum sonra sandıklarım suratıma çarpılıyor. artık ona
diyorsak haya, kader, istatistik falan filan. Kadın serzenişle bir şeyler
anlatıyordu. ben en arka tarafa doğru ilerledim zaten ayakta duruyordum. Bir
anda şoför feveran etti yeter artık bize sayıp sövmeyin diye garipsedim bütün
belediye otobüsü şoförlerini sordukça konuşan yaratıklar haline getirmiş
olduğumuzu sanıyordum. Adamlar ısrarla ve çok “kull” bir şekilde konuşmuyorlar
ve hepsi beyefendi. Bu kısma itiraz edebilirsiniz ama belediye otobüsü başka halk
otobüsü başka ben denk gelmedim doğrusu az önceki tanımın dışında birine.
Neyse ne ! Diyeceğim o ki şoför nedense üzerine alındı onlar, cemaat ve haksızlık
çerçevesinde suçlanan kişi olmadığını söyledi. Kimse hangi taraftan olduğunu
bilmiyordu adam garip bir şekilde seni dinlemek zorunda değiliz diye ısrar
etti. Konuşan tarafın da 50 yaş üzeri bir kadın olması durumu daha da
garipleştiriyordu. Durumu hiç yorumsuz aktardık kendi adıma birkaç sonuç da
çıkarttım ama yazmayacağım burada. Sonra yazarım tekrar bir de otobüs
maceralarımı anlatırım şimdi sabahtan bu yana olanları anlatacağım.otobüsten
indim Altunizade köprülerinde beklediğim gibi serin rüzgarlar yoktu güneşin
sıcaklığı artmıştı. Altunizade platformlar yeri -yukarıda da bir hayat var- ikinci
katı çıkmışlar. Kaçak bile olabilir. Radyoda güzel şarkılar vardı metrobüse
bindim. Kendime hediye olarak beylerbeyi sarayının havuzuna oturan İpek'in
deyimiyle inci gibi dizilen martılara bakacaktım. Boğazı herkesten daha az
sevsem de bugün sevdiğim renklerdeydi deniz mavi ve yeşil çizgili dalgasız.
Metrobüs bizi iş yerimin içine kadar bıraktı sağ olsun. Yürüdüm AVM'ye girdim.
Nereye gideceğimi bilemedim.bugün yine iş yerimin değişme günüydü çünkü. Önce
müteahhit firmaya gittim. Ricacı olup onların ofisine yerleşecektim. Kendi
firmamda bir çeşit taşeron firma gibiyim her işi kendi başıma çözüyorum. Dizayn
ofis şefine söyledim dün de söylemiştim zaten tekrar hatırlattım tamam dedi.
Rica ederken hep minnet duyarım. Halbuki neresi kimin ki? Sonra bir aşağı bir
yukarı eksiler-deki bütün katları çıktım indim.bilgisayarım yok çünkü. Biz bilgisayarsız yalnız kalıyoruz.
Bilgisayar yoksa iş yerinde ne yapacağımızı bilemiyoruz. Ben arayana kadar
aksiyon almaz kıymetli çalışanlara ulaştım bekliyorum dedim her şeyi konuştum
hallettim. Artık makineyi bana getirin dedim. Beklerken nereye gideceğimi
bilemedim yine. tez canlı olmak bunlara sebep oluyor. Tekrar eski ofisime döndüm
kapıda bekledim başka bir firmaya devretmiştim ve kapı kilitliydi içeri giremedim. Uzun, dar pis
koridorda kapıda bekledim. Gelen olmadı gidecek başka taşeron ofisi bulamadım.
Tekrar yukarı çıktım. Bir daha aşağı indim. Yalnız olmak ağrıma gitti. Hiç
aldırmadığım gün aklıma gelip bana ağırlık yapmaya başladı. Yalnız ve her şeyi
kendisi halletmesi gereken biriydim. Böyle gidecekti. Yalnız yaşamayı çok
sevsem de bana hazin bir son gelir yalnız ölmek. Değersiz olmakla bağlantı
kuruyorum kafamda. Sonra kendi kendime yeni gelen bilgisayarı kurdum. Öncesinde
gelenleri karşılamak için yine yukarı çıktım tekrar indim taşımaya yardım
ettim. taşıma işlerinde saçma sapan ve gereksiz şekilde erkek rolü üstlenirim hep. Bilgisayarı kurdum ama elektrik için uzatma yoktu eski ofise gittim
orada bıraktığım uzatmalar vardı bir tanesini aldım tekrar geldim. İçimden
karşılaştığım herkese bugün benim doğum günüm demek geldi. Demedim. Öğle
yemeği zamanı yalnız yemek yedim yemekhanedeki herkes suratıma saçma sapan
baktı. Yalnız yemek yemek korkunç. öğleden sonra pipodan bir fırt için 4 kat
aşağı indim. Sonra hep çalışma benzeri bir şey. Berbat hissediyorum demek
isterim ama bu çok ergen bir ifade olur.
Bu kısmı 02.06.2014'te hatırladıklarım kısmıyla devam edecek. işten çıktım eve gittim. o gün arayan da olmadı beni annem, Ayşegül, Elif aradı gündüz. İpek geldi şantiyeye bana donat ısmarladı.sonra eve gittim işte.perdelerin oda dağılımlarını değiştirdim. onu oraya diğerini diğer tarafa niyeyse kendime iş uydurdum. sonra eski bir şantiyeden eski bir arkadaş aradı doğum günümü kutladı sağ olsun. Kamer aradı İspanyaya gideceğini söyledi planlarını anlattı neşesi bana da geçti. Telefonu kapatınca hepsi geçti. Gün bitiyordu. Akşam Elif geldi. sonra Aysel geldi. Aysel yine her zamanki gibiydi neredeyse hiç neşesiz görmedim onu. Enerjisi hiç bitmez. Pasta almış benim daha önceden beğendiğim battaniyeyi almış tesadüf işte. Güzel tesadüf. Bazen iyi arkadaşlıklar tesadüflerden çıkıyor. Güzel tesadüfler oluyor o zaman. sonra 14 marta uyandım o günden beri her şey aynı, kişiler de ben de. beklediğim ne ki doğum gününden.
Alınan, kırılan, darılan olmasın hatırlamadıklarım da olabilir. beni hatırlamayanlar gibi. insanın laneti hatırlamak aynı zamanda unutmakla da lanetli oluyor bu durumda. Seslendiğim bir avuç insan let me love you.

Yorumlar
Yorum Gönder