Serbest Çağrışım
istek üzerine bir bilge nefise. aslında benim adım bitişik yazılmalı bilgenefise. böyle uzun ve karışık. böyle tam ben gibi saçma sapan ve yanlış.
anlatacaklarımı roman gibi okursunuz. çekirdek gibi çıtlatırsınız ama anlatacaklarımın her birinin ayrı bir engeli var. yazar,şair olmanın güzel tarafı anlatacaklarını eğip büküp başkaları üzerinden anlatabilmek. ben bir hikaye yazsam bu kimi anlatıyor derler ulan kimseyi anlatmıyor valla tamamen uydurdum desem de yok! bu aralar müthiş yazma açlığı çekiyorum. bir çeşit günlük tutuyorum. utanç verici mi günlük tutmak ama şair, yazar olunca özellikle öldükten sonra bulununca çok kıymetli oluyor o günlükler mektuplar. benim yazdıklarım elbette edebi niteliği olan karalamalar değil. ben de zırva olduklarını biliyorum.Kendimi çok önemsiyor görünmekten hep hicap duydum diğer taraftan gizli mesajım çok önemli olduğumdu.
serbest çağrışım yöntemiyle bir şeyler yazalım hadi bakalım
ilk aklıma gelen dekor her zaman resim derslerinde çizdiğimiz antropojen bir bozkır içerisinde tek katlı ahşap bir bina. arkasında kavak ağaçları var sanırım binanın -bina demek için birkaç şahit bulmak gerekebilir- baraka diyelim. Barakadan sonra ne yapacağız. insanları mı yerleştirmeli mutlu bir aile mi ya da başka ne gelir aklınıza ayılar, kurtlar mutlu serçeler. serçeli bir hikaye güzel ama daha önce babamın anlattığı bir masala benziyor.belki de bu masalı deforme edip yazmak daha güzel olacak. serçe asfor demek. asfor ve asforanın fablı bu. asfora dişi serçe demek. bahsettiğim Arapça elbette. masalın ana teması kocaya itaatten bahsediyor sanırım. asforla asfora yeni evli bir serçe çifti. asfora ilk kez yemek yapacak nasıl yapacağını da bilmiyor. elinde de 3 tane mercimek var asfor sabah evden çıkarken asforaya akşama o mercimekleri pişirmesini söylüyor. mardinde eskiden işler bu şekilde ilerliyormuş dışarı ile ilgili bütün işleri erkek yapar. buna mutfak alışverişi de dahil.o nedenle akşam pişecek yemeği de erkek bilir ya da evde olanlardan sipariş edebilir ya da gün içinde çarşıdan gönderebilir. mesela hasan ayyardan taze fasuyle yollanabilir eve çırakla.
bir sayı tut deyince hangi sayıyı tutarsınız ben 3 ne karaktersiz sayı halbuki 3 tam bir baş belası neyse. bir kelime bir obje düşün deyince anahtar gelir aklıma. kilidin ardındakiler değersiz bile olsa kilit var kolayca kırılabilen olsa kilit var. kilit ve anahtar günümüzün psikolojik engeli. her kapı her kilit açılabilir az ya da çok çabayla. oradaki sınır hırsız olmak istemekle istememek arasında. taksi şoförü kısıklıdaki bir çıkmaz sokaktan bahsetti oradaki evlerde kapılar kilitlenmezmiş zaten her zaman polis, koruma varmış. bir devlet büyüğüne yakın yerde yaşamak prestij ve güvenlik getiriyor. tehlike ve aşağılama da getirebilir. diğer tarafından bakarsak bir tehlike olma ihtimaline karşı polis ve koruma var ise risk yüksek olduğu için var demek. o zaman orası güvenli demek pek doğru değil. kıymetli biri yaşadığı için korunuyor ve diğer herkes o kadar değerli değil varsayımına göre bir yığın insan teyakkuz halinde çıkmaz sokakta duruyor ise her daim o zaman diğer bütün insanlar değersiz yani prestij kısmı da düşmüş oluyor bu savın. bence paradan mevkiden uzaklaşmak gerek. çok ileri zamanlarda trend şu zamandakinin tamamıyla tersi yönüne dönecek. hızlı hızlı tükettikleriniz ömrünüzü nasıl yemiş göreceksiniz. tüketim toplumu doğal kaynakları doğru harcayalım geri dönüşüm sürdürülebilir enerji kaynakları falan değil benim dediklerim.
iki usta, personel bilgi formu doldururken ben masamda oturup çizim yapıyorum aralarında konuşuyorlar. biri bu konularda daha bilgili ki diğeri için formu dolduruyor. formda saçma sorular var. sabıka kaydının olup olmadığını soruyor. daha akıllı olan ve formu dolduran usta diğerine soruyor:
- sabıka kaydın var?
manasız bakışlar ve kelime hiç tanıdık değil ne demek istediğini anlamıyor. bakışlarıyla soruyor
daha akıllı olan tekrar soruyor
-adam falan öldürdün mü yani
-Yok adam öldürmedim.
anlatacaklarımı roman gibi okursunuz. çekirdek gibi çıtlatırsınız ama anlatacaklarımın her birinin ayrı bir engeli var. yazar,şair olmanın güzel tarafı anlatacaklarını eğip büküp başkaları üzerinden anlatabilmek. ben bir hikaye yazsam bu kimi anlatıyor derler ulan kimseyi anlatmıyor valla tamamen uydurdum desem de yok! bu aralar müthiş yazma açlığı çekiyorum. bir çeşit günlük tutuyorum. utanç verici mi günlük tutmak ama şair, yazar olunca özellikle öldükten sonra bulununca çok kıymetli oluyor o günlükler mektuplar. benim yazdıklarım elbette edebi niteliği olan karalamalar değil. ben de zırva olduklarını biliyorum.Kendimi çok önemsiyor görünmekten hep hicap duydum diğer taraftan gizli mesajım çok önemli olduğumdu.
serbest çağrışım yöntemiyle bir şeyler yazalım hadi bakalım
ilk aklıma gelen dekor her zaman resim derslerinde çizdiğimiz antropojen bir bozkır içerisinde tek katlı ahşap bir bina. arkasında kavak ağaçları var sanırım binanın -bina demek için birkaç şahit bulmak gerekebilir- baraka diyelim. Barakadan sonra ne yapacağız. insanları mı yerleştirmeli mutlu bir aile mi ya da başka ne gelir aklınıza ayılar, kurtlar mutlu serçeler. serçeli bir hikaye güzel ama daha önce babamın anlattığı bir masala benziyor.belki de bu masalı deforme edip yazmak daha güzel olacak. serçe asfor demek. asfor ve asforanın fablı bu. asfora dişi serçe demek. bahsettiğim Arapça elbette. masalın ana teması kocaya itaatten bahsediyor sanırım. asforla asfora yeni evli bir serçe çifti. asfora ilk kez yemek yapacak nasıl yapacağını da bilmiyor. elinde de 3 tane mercimek var asfor sabah evden çıkarken asforaya akşama o mercimekleri pişirmesini söylüyor. mardinde eskiden işler bu şekilde ilerliyormuş dışarı ile ilgili bütün işleri erkek yapar. buna mutfak alışverişi de dahil.o nedenle akşam pişecek yemeği de erkek bilir ya da evde olanlardan sipariş edebilir ya da gün içinde çarşıdan gönderebilir. mesela hasan ayyardan taze fasuyle yollanabilir eve çırakla.
bir sayı tut deyince hangi sayıyı tutarsınız ben 3 ne karaktersiz sayı halbuki 3 tam bir baş belası neyse. bir kelime bir obje düşün deyince anahtar gelir aklıma. kilidin ardındakiler değersiz bile olsa kilit var kolayca kırılabilen olsa kilit var. kilit ve anahtar günümüzün psikolojik engeli. her kapı her kilit açılabilir az ya da çok çabayla. oradaki sınır hırsız olmak istemekle istememek arasında. taksi şoförü kısıklıdaki bir çıkmaz sokaktan bahsetti oradaki evlerde kapılar kilitlenmezmiş zaten her zaman polis, koruma varmış. bir devlet büyüğüne yakın yerde yaşamak prestij ve güvenlik getiriyor. tehlike ve aşağılama da getirebilir. diğer tarafından bakarsak bir tehlike olma ihtimaline karşı polis ve koruma var ise risk yüksek olduğu için var demek. o zaman orası güvenli demek pek doğru değil. kıymetli biri yaşadığı için korunuyor ve diğer herkes o kadar değerli değil varsayımına göre bir yığın insan teyakkuz halinde çıkmaz sokakta duruyor ise her daim o zaman diğer bütün insanlar değersiz yani prestij kısmı da düşmüş oluyor bu savın. bence paradan mevkiden uzaklaşmak gerek. çok ileri zamanlarda trend şu zamandakinin tamamıyla tersi yönüne dönecek. hızlı hızlı tükettikleriniz ömrünüzü nasıl yemiş göreceksiniz. tüketim toplumu doğal kaynakları doğru harcayalım geri dönüşüm sürdürülebilir enerji kaynakları falan değil benim dediklerim.
iki usta, personel bilgi formu doldururken ben masamda oturup çizim yapıyorum aralarında konuşuyorlar. biri bu konularda daha bilgili ki diğeri için formu dolduruyor. formda saçma sorular var. sabıka kaydının olup olmadığını soruyor. daha akıllı olan ve formu dolduran usta diğerine soruyor:
- sabıka kaydın var?
manasız bakışlar ve kelime hiç tanıdık değil ne demek istediğini anlamıyor. bakışlarıyla soruyor
daha akıllı olan tekrar soruyor
-adam falan öldürdün mü yani
-Yok adam öldürmedim.

Yorumlar
Yorum Gönder