Şarkılar ve Kokular

bu koku sanrıları nereden çıktı. kıvamını ayarlasın diye güneşe bırakılmış vişne reçeli kokusu ,haşlanmış patates ve çokça kan kokusu. anıları en çok kanırtan, kanatan sanrılar. kurtulması mümkün değil. daha kötüsü hangi zamana gittiğini kestiremiyorum. sonrası daha da  vahimleşiyor. sürekli yol flash-backleri. bir ankara bir erzurum bir trabzon bir mardin yolları. anlar bir sürü halinde gelip üşüşüyor aklıma. aklım kalmadı tabi. bilmem kaç terabytelık veri aklımı esir aldı. artık yer yok deme çabası mı. rahat bırak beni günlük hayatıma şantiyeme fatihteki kiralık evime kabusuma kabuğuma geri dönebileyim. en çok şimdi ne yöne gideceğimi bilemiyorum. basamaklarım net değil herkese ait bazı yollar varken bana çok fazladan seçmeli bişiler sordular galiba.alternatif çok değil doğru cevap doğru yol azken yanlış yollar çok olan seçenekler bunlar. kim çikolata yerine pırasa yemek ister ki ? ben bile istemem.
Ben hiç bişi istemem ben bir yaprak gibi su yüzeyinde durmak isterim. hep en umutsuz en yorgun en saçma karışık kaçılası anlarda hafif ve sakince akan bir derede bir yaprak olmayı hayal ederim. bazen çok göz yaşartıcı etki yapar ama çok huzurlu ve bileşensiz. rüzgar su hareket. aile iş metrobüs yatırım karar elimine etmek yenmek yenilmek güzel ya da çirkin olmak zeki ya da şaşkoloz olmak yok. neler neler yok. anahtar duvarlar cep telefonu kafes file çelik bilye hiç biri tek biri bile yok. hele bir de uzaktan dolaylı olarak uğraştıklarımız yok. Tales yok yatay atış serbest düşüş periyodik cetvel gülümseme teşekkür etmek genleşme donma kıyaslama yine hiç biri yok.  belki ellerime üzülürüm. ellerim çok kıymetli çünkü. insanın yüzünden bile kıymetli elleri. hikayesini de doğru anlatır. gözler falan hikaye. belki şu ismi içinde kelebek olan film gibi. sadece tek bir göz kapağı hareket eden adam. yaprak olmak daha mı zor sanki. bir silüetken yaprak ya da insan olmanın tasarımsal kaygılar olduğuna ikna olmamak mümkün mü. gölgeler gelenler ve gidenler. bir folium ya da bir homo sapiens bak Latince bile örselenmedi.
Kelimelerin dokunamadığı sadece belki bir nebze yakınına yaklaşabildiği şeyler var. Müzik, tat alma, koku alma ve bütünüyle hissetme. hangi babayiğit kelime özlemeyi, kahrolmayı anlatabilir?
şu adına basitçe -ayırabildikleri kadar ve utanmadan- beş duyu dedikleri duyular. kim duyguları kategorize eder. En çok bilen gelsin S. Freud gelsin derinlemesine duyguları kelimelerle ayırsın kategorize etsin. Kelimeler dışında bağlantı kurduğunuzda biriyle ya da bir şeyler ; o kişileri ya da varlıkları "tehlikeli" bölümüne alın. Kendi içinizde dışınızda ne bileyim bir düğüm gibi boğazına oturup gırtlağınızı düğümleyebilir. Bir anda ulaşılmaz olabilir o bağlantı. o zaman "kocaman dünyada beni gösterir tek ayna kalmadı". varlığınız tehlikeye düşer varlık nedeni ve sair yansıması olmayan biri olursunuz. bir zamanlar bir canavar hikayesini bitiremediğim gibi yine cesaretim yok. Halbuki insan sevdiğinde bulur kendini

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

AltStadt & Fagus

Katırtırnağı

İtin Götü