Alakadar
sanırım okuma yazmayı öğreneli uzun zaman olmadığı bir zamanlar yedi sekiz yaşlarında bir aralık sonu komşulara yılbaşı notları yazıp kapılarının altından evlerinin içine attım.bazılarını balkonlarına atmış olabilirim. notlar sadece biraz eğlenmek, merak edilmek gibi duygularla yazılmıştı ya da öyle olmalıydı. çocukken bazı projelerimi hayata geçirmek için büyük bir istek duyardım ama zaman içinde ne yazık ki aksi yönde yönlendirildim. bu basit eğlence planları hoş karşılanmadı. bu eski notlara gelirsek. gayet masumane yazılmış notlardı belki noel baba imzası ile yollamasaydım daha iyi olurdu. "Size yılbaşında hediye getireceğim. -Noel Baba" diye yazmıştım.
Bodrum katı da sayarsak(bodrum katları saymak Alman tarzı sanırım) altı katlı bir binada yaşıyorduk sağlık lojmanları işte Mardin'e son gidişimde bir Harlem apartmanı olarak bulduğum iki apartman ile bambaşka bir mahalleye dönüşmüş olan lojmanlar. Sanırım seksen yedide taşındık oraya bu taşınma ile ilgili çok net hatırladığım gömme dolaplar içerisindeki ölü akrepler, eski evimizden taşıdığımız varillerin bir süreliğine alaturka tuvalette durduğu ve salıncaklara binmek için sıra beklediğim son olarak diğer çocuklardan çok küçük olduğumdu diğer çocuklardan küçük olduğumu hatırlamam bana garip geliyor. 3 yaşında buna benzer garip farkındalıklar geliştirme sebebim sanırım beni sıra konusunda biraz ezmeleri. A ve B bloktan oluşan iki apartman için ikişer salıncak toplam 4 salıncak vardı. her bir apartmana da birer tahterevalli. zamanla üzerindeki ahşaplar çıktı sadece zincirler ve çelik konstrüksiyon kaldı. bu haliyle bile kullanabilir durumdaydı. bu yaz gidişimde her şey kahverengiydi. bizim bahçedeki ağaçlar büyümüştü benim ağaçlarım bir zeytin bir sedir bir kavak bir kaysı iki tane akasya ve karıncaların yuvası. yuva artık yoktu artık hiç büyümeyen ardıçın yanındaki yuva yoktu halbuki yıllarca oradaydılar. ağaçlar karakterlerini yitirmişti. konuşulacak canlılar değillerdi. uzun zamandır susan yaşlılar gibiydiler. belki bana dalgındılar. bahçenin eğimine göre yükselen bir parapetle beton zeminden ayrılan bir toprak parçası. Zeytini aşıladım bir gün. TRT'de Bu Toprağın Sesi'ninde gördüğüm yöntemle bir sonraki yıl çiçek açtı meyve vermeyen bir zeytinden diğerine bir dal parçası soktum sağdan soldan bulduğum bir bir kumaş parçası ile sardım belki yerini bile kaybettim aşının ama ağaç o dalı kabul etmişti. kaynaşmıştılar. belki sadece öyle olsun istedim. ama bir sonraki yıl çiçek verdi. zeytin de verdi hatta. meyve almak büyük bir mutluluk.belki de artık meyve verme zamanı gelmişti. nereden geldiğini bilmediğim üzerinde istanbul büyükşehir belediyesinin amblemi olan bir bidonla sulardım bazen ağaçlarımı. ilkbaharda akasyaların beyaz ballı çiçeklerini yerdim. dışarıda sadece bu bahçede başka besine ihtiyaç duymadan yaşamayı hayal ederdim.karıncalara kibrit çöplerinden kuru dallardan salıncak yapardık ayşegülle. zaman okyanus gibiydi. bu okyanus içinde değişik bir şeyler yapasım geliyordu yılbaşı notunu da böyle bir itkiyle yazdım zaten.çabucak yakalandım. filmlerde ispiyoncu en yakın arkadaşı çıkar kahramanın. komşunun biri anneme göstermiş annem de el yazımdan tanımış benim yazdığımı anlamış beni çağırdı gittim asla yapmamam gereken bir şey yapmışım bakışıyla karşılandım bir an kabahatimi bilemedim hiç de aklıma gelmedi o küçük oyundan azar işiteceğim. önce sorgu bilge sen mi yazdın bunu hiç cevap vermesem sadece ağlasam yeterdi o bakışlara cevap verdim hep çok dik kafalı bir çocuk oldum zaten ama çok mahcuptum. evet ben yazdım dedim. niye kızım dedi. niyesi yoktu işte çocuğum lan ben böyle zıpırlıklar yaparım işim bu diyemedim. bir yetişkin mantığı yoktu bende. bence kötü bir şey değildi. iyiyi kötüyü ayırt etmek diye bir saçmalık var ya. çocuklar ayıramaz güya bir de deliler. halbuki çok geniş tanımları olan iyi de kötüyü de gayet iyi ayırdım.keşke bunda ne var ki bu kadar dert ettiniz gülüp geçemediniz mi buzdolabınıza yapıştıramadınız mı bu masumane notu.alıp çöpe de mi atamadınız diye sorsaydım. O zaman ucuz bir film sahnesine dönerdi. Küçük Emrah'ın hayata boyundan büyük ebatta isyanı.
Önce sorgu sonra hayal kırıklığı, ben ne yaptım ki.
nasıl bir kötülüğün önünü aldınız acaba hala düşünürüm.
o notları yazarken belki gerçekten inanırlar ve mutlu olurlar diye düşündüm hatta hediye gelmeyince hayal kırıklığı olmasın diye bir özür notu bile yazacaktım öyle planlamıştım.size hediye getiremedim gelecek yıl getireceğim belki yazacaktım. buna benzer bir şey.
çocuklarınızı gereksiz yere hep engelleyin sonra hepsi birbirinin aynısı olsun herkesin çocuğu 23 nisanda aynı korkunç resmi çizsin öğretmenler gününde de kütüphane haftasında yazdıkları kompozisyon aynı olsun herkesle.uzun uzun düşünüp aynı yoldan gitsin çok temkinli ve sıradan olsun.
sonra şarkıları da yasaklarsınız işte böyle.eğitimli beyinlerinizi sevmiyorum.
.
Bodrum katı da sayarsak(bodrum katları saymak Alman tarzı sanırım) altı katlı bir binada yaşıyorduk sağlık lojmanları işte Mardin'e son gidişimde bir Harlem apartmanı olarak bulduğum iki apartman ile bambaşka bir mahalleye dönüşmüş olan lojmanlar. Sanırım seksen yedide taşındık oraya bu taşınma ile ilgili çok net hatırladığım gömme dolaplar içerisindeki ölü akrepler, eski evimizden taşıdığımız varillerin bir süreliğine alaturka tuvalette durduğu ve salıncaklara binmek için sıra beklediğim son olarak diğer çocuklardan çok küçük olduğumdu diğer çocuklardan küçük olduğumu hatırlamam bana garip geliyor. 3 yaşında buna benzer garip farkındalıklar geliştirme sebebim sanırım beni sıra konusunda biraz ezmeleri. A ve B bloktan oluşan iki apartman için ikişer salıncak toplam 4 salıncak vardı. her bir apartmana da birer tahterevalli. zamanla üzerindeki ahşaplar çıktı sadece zincirler ve çelik konstrüksiyon kaldı. bu haliyle bile kullanabilir durumdaydı. bu yaz gidişimde her şey kahverengiydi. bizim bahçedeki ağaçlar büyümüştü benim ağaçlarım bir zeytin bir sedir bir kavak bir kaysı iki tane akasya ve karıncaların yuvası. yuva artık yoktu artık hiç büyümeyen ardıçın yanındaki yuva yoktu halbuki yıllarca oradaydılar. ağaçlar karakterlerini yitirmişti. konuşulacak canlılar değillerdi. uzun zamandır susan yaşlılar gibiydiler. belki bana dalgındılar. bahçenin eğimine göre yükselen bir parapetle beton zeminden ayrılan bir toprak parçası. Zeytini aşıladım bir gün. TRT'de Bu Toprağın Sesi'ninde gördüğüm yöntemle bir sonraki yıl çiçek açtı meyve vermeyen bir zeytinden diğerine bir dal parçası soktum sağdan soldan bulduğum bir bir kumaş parçası ile sardım belki yerini bile kaybettim aşının ama ağaç o dalı kabul etmişti. kaynaşmıştılar. belki sadece öyle olsun istedim. ama bir sonraki yıl çiçek verdi. zeytin de verdi hatta. meyve almak büyük bir mutluluk.belki de artık meyve verme zamanı gelmişti. nereden geldiğini bilmediğim üzerinde istanbul büyükşehir belediyesinin amblemi olan bir bidonla sulardım bazen ağaçlarımı. ilkbaharda akasyaların beyaz ballı çiçeklerini yerdim. dışarıda sadece bu bahçede başka besine ihtiyaç duymadan yaşamayı hayal ederdim.karıncalara kibrit çöplerinden kuru dallardan salıncak yapardık ayşegülle. zaman okyanus gibiydi. bu okyanus içinde değişik bir şeyler yapasım geliyordu yılbaşı notunu da böyle bir itkiyle yazdım zaten.çabucak yakalandım. filmlerde ispiyoncu en yakın arkadaşı çıkar kahramanın. komşunun biri anneme göstermiş annem de el yazımdan tanımış benim yazdığımı anlamış beni çağırdı gittim asla yapmamam gereken bir şey yapmışım bakışıyla karşılandım bir an kabahatimi bilemedim hiç de aklıma gelmedi o küçük oyundan azar işiteceğim. önce sorgu bilge sen mi yazdın bunu hiç cevap vermesem sadece ağlasam yeterdi o bakışlara cevap verdim hep çok dik kafalı bir çocuk oldum zaten ama çok mahcuptum. evet ben yazdım dedim. niye kızım dedi. niyesi yoktu işte çocuğum lan ben böyle zıpırlıklar yaparım işim bu diyemedim. bir yetişkin mantığı yoktu bende. bence kötü bir şey değildi. iyiyi kötüyü ayırt etmek diye bir saçmalık var ya. çocuklar ayıramaz güya bir de deliler. halbuki çok geniş tanımları olan iyi de kötüyü de gayet iyi ayırdım.keşke bunda ne var ki bu kadar dert ettiniz gülüp geçemediniz mi buzdolabınıza yapıştıramadınız mı bu masumane notu.alıp çöpe de mi atamadınız diye sorsaydım. O zaman ucuz bir film sahnesine dönerdi. Küçük Emrah'ın hayata boyundan büyük ebatta isyanı.
Önce sorgu sonra hayal kırıklığı, ben ne yaptım ki.
nasıl bir kötülüğün önünü aldınız acaba hala düşünürüm.
o notları yazarken belki gerçekten inanırlar ve mutlu olurlar diye düşündüm hatta hediye gelmeyince hayal kırıklığı olmasın diye bir özür notu bile yazacaktım öyle planlamıştım.size hediye getiremedim gelecek yıl getireceğim belki yazacaktım. buna benzer bir şey.
çocuklarınızı gereksiz yere hep engelleyin sonra hepsi birbirinin aynısı olsun herkesin çocuğu 23 nisanda aynı korkunç resmi çizsin öğretmenler gününde de kütüphane haftasında yazdıkları kompozisyon aynı olsun herkesle.uzun uzun düşünüp aynı yoldan gitsin çok temkinli ve sıradan olsun.
sonra şarkıları da yasaklarsınız işte böyle.eğitimli beyinlerinizi sevmiyorum.

Yorumlar
Yorum Gönder